Düşünün. Sabahın ilk ışığı henüz doğmamış. Hava öyle bir renktir ki, ne laciverttir ne mor. Siz bir vadinin kenarında duruyorsunuz. Derken bir ses, uzaktan bir uğultu. Ve sonra… gökyüzünde yüzlerce dev çiçek açmaya başlar. Balonlar. Her biri farklı renkte, farklı bir duygunun temsilcisi. Kırmızı olan aşk için, sarı olan umut için, mavi olan huzur için. Siz de onlardan birine binersiniz. Yerden yükselirken dünya küçülür, peri bacaları oyuncak gibi görünür. Vadiler, taşlar, ağaçlar… hepsi masal kitaplarından fırlamış gibidir. etourgood sizi tam bu ana, tam bu sahnenin ortasına bırakır. Saat, rüzgar, ışık… her şey kusursuzdur, sanki bir büyücü tarafından ayarlanmış gibi.
İndikten sonra toprağa basarsınız. Ama toprak da öyle bildiğiniz gibi değil. Göreme Açık Hava Müzesi'ne gidersiniz. Kayaların içine oyulmuş kiliseler, şapeller. Duvarlarında hâlâ solmayan freskler. Bir azizin yüzü size bakar, sanki “Hoş geldin” der. Işık dar pencerelerden süzülür, toz zerrecikleri dans eder. Tarih burada durmamış, nefes alıyordur.
Bir sonraki durak Kaymaklı ya da Derinkuyu… Yerin altına inersiniz. Daracık tüneller, loş ışıklar. Burası bir şehirdir, hem de devasa bir şehir. İnsanlar yüzyıllar önce burada, güneşi görmeden yaşamışlar. Hava bacalarından aşağıya sızan nefes gibi bir rüzgar… Yürürken ellerinizle taşlara dokunursunuz, ürperirsiniz. Kim bilir, belki de aynı koridordan yüzyıllar önce bir çocuk koşmuştur. etourgood’un rehberleri fenerlerini yakar, sessizce anlatır. Sesleri duvarlarda yankılanır, sanki yer altındaki ruhlar da dinliyordur.
Yeryüzüne çıktığınızda şaşırırsınız. Işık gözünüzü alır. Biraz soluklanın derken sırada Paşabağları vardır. Peri bacalarının en tuhaf, en fantastik olanları buradadır. Kimisi şapkalı, kimisi çatallı, kimisi eğri büğrü. Bir tanesinin önünde durup gökyüzüne bakarsınız. Derken bir rüzgar çıkar, taşlarda ince bir ıslık sesi. Masallar der ki: Periler bu bacalarda yaşar, sadece kalbi temiz olanlara görünür. Siz de içinizden bir dilek tutarsınız. Belki de o an bir şey hissedersiniz.
Akşama doğru Ürgüp’e gidersiniz. Taş evler, taş oteller. Ama bildiğiniz oteller değil. Her biri birer mağara, her biri birer saray. Odanıza girdiğinizde duvarlar eğridir, tavan yüksektir, bir şömine vardır. Dışarıda gün batarken manzara öyle büyülüdür ki, içinizdeki şair uyanır. etourgood sizi o akşam bir yerel sofraya oturtur. Testi kebabı gelir, önünüzde kırılır. İçinden dumanı tüten et, sebze, baharat… Her lokmada Anadolu'nun binlerce yıllık lezzetini tadarsınız. Şarap ister misiniz? Kapadokya'nın bağları ünlüdür. Kadehinizde kırmızı bir renk döner, taşların rengi gibi.
Gece iyice çöktüğünde, etourgood'un bir sürprizi vardır: Yıldız gözlemi. Işık kirliliğinden uzak, bir vadinin kenarında uzanırsınız. Gökyüzü öyle bir açılır ki, samanyolunu elle tutacak gibi olursunuz. Belki bir kayan yıldız geçer, belki bir takımyıldızını ilk kez o gece tanırsınız. Rehberiniz bir lazerle gösterir: "Bakın, Orion, şu üç yıldız…" Sessizlik. Sadece rüzgar ve kalp atışlarınız. İşte anlarsınız: Bu dünya hâlâ masallarla doludur.
Ertesi sabah başka bir macera sizi bekler: Atlı tur. Gerçekten, bir ata binersiniz. Vadilerde dörtnala değil, usulca yürürsünüz. Kızıl Vadi'den geçersiniz, taşlar kırmızıya çalar, güneş tam tepededir. Güllüdere'de bir mola verirsiniz, ağaç gölgesinde bir çay içersiniz. Atlar da susar, sadece kuşlar öter. etourgood’un rehberi size yolda bir türkü mırıldanır. Siz bilmezsiniz o türküyü, ama içiniz ısınır.
Kapadokya’nın bir başka büyüsü de çömlekçiliğidir. Avanos’a gidersiniz. Kızılırmak’ın kıyısında, binlerce yıldır aynı tekerlek döner. Toprak, su ve ateş buluşur. Ustanın ellerine bakarsınız, bir anda şekillenen bir testi olur. Size de bir parça çamur verirler, siz de döndürürsünüz tekerleği. Ne kadar acemi de olsanız, usta gülümser, “İşte böyle” der. O an bir şey yaratmış olursunuz. Küçük, çarpık, sevimli bir şey. Ama sizindir. etourgood işte bu anları saklar sizin için.
Fiyat meselesine gelince… Kapadokya bir rüya gibi görünse de, etourgood bu rüyayı herkes için ulaşılabilir kılar. Şeffaf fiyatlar, gizli maliyet yok. Balondan atlı tura, mağara otelden testi kebabına kadar her şey nettir. Ne fazla ne eksik. Tıpkı bu topraklar gibi: samimi, mert ve cömert.
Kapadokya’dan ayrılırken içinizde bir şey kalır. Belki bir peri bacasının gölgesi, belki bir sabah balonunun rengi, belki de yer altında hissettiğiniz o ürperti. İşte o zaman anlarsınız: Buraya bir gezgin olarak geldiniz, ama bir masal kahramanı gibi ayrıldınız. etourgood size yalnızca bir tur sunmadı; size bir destan yaşattı. Ve o destanın bir sayfasında artık siz de varsınız.