Diyarbakır’a varınca ilk işiniz surlara dokunmak olsun. Ama öyle bir turist gibi değil, bir evladın babasının omzuna dokunması gibi. Şehrin o siyah, vakur, hiç eğilmeyen duvarları size bir şeyler fısıldar. İçeri girdiğinizde, dar sokaklar sizi kucağına alır. Taş evlerin gölgesinde yürürken, bir pencereden “Xêr hatî” (hoş geldin) sesi duyarsınız. İşte o an anlarsınız: Burası sizin şehrinizdir, sizin için çarpan bir yürektir.
etourgood’un rehberleri sizi Hasanpaşa Hanı’na götürür. Orada demli çaylar gelir, tavla sesleri başlar. Oturursunuz, içiniz ısınır. Karşınızdaki ihtiyar size nereden geldiğinizi sorar. Cevap vermeye kalmadan bir gülümseme yeter. O an bir bağ kurulur, yılların ötesinden. İşte bu, Diyarbakır’ın büyüsüdür: Dil bilmeseniz de anlaşırsınız; çünkü burada asıl dil, gönüldür.
Sonra Ulu Cami’ye yürürsünüz. İslam dünyasının en eski camilerinden biridir. Ama o kadar sade, o kadar derindir ki içerisi. Ayakkabılarınızı çıkarıp taşlara basarsınız. Avluda bir havuz, kuş sesleri. Duvarlarda farklı dillerde dualar, farklı zamanlardan izler. Bu şehir hep böyle olmuştur: Kapılarını açar, kimseyi ötekileştirmez. Ama özü hep oradadır, hep aynıdır, hep gururludur.
Akşama doğru Dört Ayaklı Minare’nin önünden geçerken bir dilek tutulur. Derler ki, minarenin etrafında yedi kere dönenin dileği kabul olur. Siz de içten bir şey dilersiniz. Belki memlekete barış, belki yarınlara umut. Bu toprakların insanı her zaman umutla var olmuştur. Zor günler görmüş, ama türküsünü hiç unutmamıştır.
Gece olunca etourgood sizi Tarihi Çarşı’ya götürür. Bakırcıların sesi, gümüşçülerin ince işçiliği… El emeği, göz nuru. Bir ustayla göz göze gelirsiniz. Size bir küpe hediye eder belki de. “Annenize götürün” der. O an boğazınız düğümlenir. Bu şehrin insanı böyledir: Verdikleri aldıklarından çoktur, gönülleri ceplerinden geniştir.
Ve yemek… Aman Diyarbakır’ın sofrası başkadır. Ciğer kebabı öyle bir lezzettir ki, daha önce yediğiniz hiçbir şeye benzemez. Meftune (patlıcan yemeği), kaburga dolması, içli köfte… Hepsi özenle, hep sevgiyle yapılır. Yanında da ayran değil, mırra içilir. O acı kahve, sabahtan akşama demlenir. İçtiğinizde içiniz yanar, ama sonra öyle bir ferahlık gelir ki anlatılmaz.
etourgood’un en güzel yanı, sizi tüm bu deneyimlerin içine doğal bir akışla yerleştirmesidir. Kalkış saatleri telaş yaratmaz, oteller samimidir, rehberler öyle ezberden konuşmaz; anlatır, yaşatır, ağlatır güldürür. Fiyatlar ise dosdoğru, şeffaf, mertçedir. Ne fazla alır ne eksik verir. Tıpkı bu şehrin insanı gibi.
Diyarbakır, sadece bir yer değildir. Bir kimliktir, bir aidiyettir. Ana diliniz gibi içinizdedir, yüzünüzdeki çizgi gibi, annenizin telindeki nakış gibi. etourgood ile buraya geldiğinizde şunu bilin: Siz bir turist değil, bir evlat gibi karşılanırsınız. Ve dönerken içinizde bir parça Diyarbakır kalır. O surların ağırlığı, o çayın tadı, o insanların sıcaklığı. İşte o zaman anlarsınız: Bu şehir sizi değiştirir, sizi eski halinizden çıkarır, size aslınızı hatırlatır.